Kod Dostu

Kod Dostu

Doğru da neymiş?

Bazen anlıyorsunuz ki hayatta tüm öğrendiklerinizin yalan olduğunu gerçek mutluluğun dostluluğun hatta aşkın olmadığını insanların kendi kendisini avutması için söylenen yalanlar olduğunu tüm insanlık boyun eğip kabul etmiş sürü psikolojisi gibi mutluluk yaşadık diyorlar sahte gülüşler sahte dünyalar mutluluk mu bu?
Onlara göre evet çığlık atsanız da duyamaz onlar sizi çünkü tıkalı kulakları gerçekler acıdır diye öğrenmişler ondan duymuyorlar gerçeği bilmiyor ki her acının sonunda bir güzellik var gerçekten var mı bilmiyorum şüpheliyim ama bekleyip görebilirim pekala ömrümü bir de bunun için harcayabilirim gözyaşlarınızı kimse silmez yavaşça süzülür gözlerinizden dudaklarınıza doğru teselliniz yoktur bakışlarınız tek noktada düşünceleriniz tek bir şey yalan mı? Sorusu ve o zamana anlıyorsunuz gerçeği tek başınasınız ve kocaman yalan dolu bir dünyadasınız en sevdikleriniz size öğretmiş bu yalanı yalan olduklarını bile bile yaşıyorlar yaşıyorlar siz ne yapacaksınız artık şimşekler çaktı kafanızda gerçek tam da karşınızda karar veriyor musunuz verebiliyor musunuz?



6 Nisan 2008 (Pazar) Sibel Pehlivan
Read More...

SEVGİ İÇiN HERSEYE DEĞER

Tam bir dolar seksen yedi senti vardi. O kadar ne bir eksik, ne birfazla. Della, paralari üç defa saydi. Bir dolar seksen yedi sent, o kadar. Halbuki ertesi gün yeni yila adim atilacakti. Della'nin evi, haftada sekiz dolara tutulmus mobilyali bir apartman. Tasvire deger bir hali yok. Tam bir fakirhane. Gözyaslari dindikten sonra Della eline bir ponpon alarak yüzünü pudraladi pencerede durarak apartmanin o kasvetli arka avlusundaki parmakliklar üzerinde yürüyen bulut renkli kediyi aptal aptal seyretti. Ertesi günü Yilbasiydi ve kocasi, sevgilisi Jim'e hediye alabilecegi sadece bir dolar seksenyedi senti vardi. Bu parayi da aylardir yavas yavas biriktirmisti . Halbuki
simdi hiçbirise yaramadiklarini görebiliyordu. Sevgili Jim'ine güzel bir sey almak hususunda hülyalar kurarak birçok mesut anlar yasamisti.

Pencereden uzaklasarak kendini aynanin karsisina atti. Gözleri piril piril parliyordu, ama yirmi saniye içerisinde rengi uçuvermisti. Saçlarini çözerek omuzlarinin üzerine döktü. Iftar ettikleri iki seyleri vardi. Biri Jim'in büyükbabasindan kalan altin saat, digeri de Della'nin omuzlari üzerine dökülen saçlari. Della'nin saçlari altin renkli bir çaglayan gibi parlayarak ve dalgalanarak dizlerine kadar döküldü ve elbise gibi vücudunu örttü. Bir aralik bir an durdu. Tereddüt eder gibi oldu. Yerdeki kirmizi tüyleri dökük haliya iki damla gözyasi akti. Della, gözlerinin yasi kurumadan kapidan firladi.

"MM. Sofronie. Her nevi saç levazimi " ibaresi tasiyanbir tabelanin önünde durdu. Bir hamlede içeri girdi. "Saçlarimi satin alir misiniz?" diye sordu. Madam, saçlari piskin bir alici eliyle yaladiktan sonra " 20 dolar " dedi. Della, "Peki,derhal" cevabini verdi. Ondan sonraki iki saati pembe bir bulut üzerinde uçar gibi sevinçle nasil geçirdigini bilmiyordu. Jim için almak istedigi hediyeyi bulmak için dükkanlarin altini üstünü getirdi. Nihayet bulabildi. Altin saat zinciri. Zincir, Jim'in o emsalsiz saatine layik derecede güzeldi. Eve gitti, saçlarina bakti. Jim'in bu hayalini begenmesi için dua etti.

Az sonra Jim kapiyi açip içeri girdi. Gözlerini sevgilisine dikmis sadece bakiyordu. Sonra, hediyesini uzatti. Della paketi açtiginda, ipek gibi saçlari için uzun zamandir begenip alamadigi bir çift tarak gördü.

Gözlerinden yaslar süzülmeye basladi. Kendisini toparladi, tatli bir tebessümle Jim'e hediyesini uzatti. Jim, paketi açtiginda saat zincirini gördü. Ama artik saati yoktu. Çünkü, Della'nin güzelim
saçlarina çok begendigi taraklari alabilmak için o da saatini satmisti. Üzülmediler... çünkü önemli olan tek sey vardi sevgileri..O da ne satilir nede satin alinabilirdi.....
Read More...

İstanbul, Körler Ülkesinin Karşısına Kurulan Kent

Kentin kuruluşu üzerine rivayet muhtelif. En ünlüsü ve bilineni Megaralı göçmenlerinin yolculuğu. Bir de Evliya Çelebi'nin anlattığı var ki, tadına doyum olmuyor...

Efsaneye göre, Koressa'nın oğlu, Yunanistan'ın Megara kentinden genç Byzas, yandaşlarıyla birlikte, bölgedeki baskılardan kurtulmak, yeni bir kent kurmak ve özgürlüğünü ilan etmek için yola çıktı. Her şey iyiydi de, kent nerede kurulacaktı? O çağda, bilinmeyenleri bilinir kılan birisine, Delfoi kentindeki kâhine danıştı genç adam. Delfoi kâhini gideceği yeri tarif etti; "Kentini kuracağın yer, körler ülkesinin tam karşısında olacak." Byzas yola çıktı, aradı taradı, körler ülkesi diye bir yer yoktu. Sonunda, mola verdikleri bir deniz kıyısında, karşı sahile baktı ve bağırdı: "Bu insanlar kör mü, burası varken orada oturulur mu?". Delfoi kâhinini hatırladı genç adam; "Körler ülkesinin karşısında kuracaksın kentini." Körler ülkesi, günümüzün Kadıköy'üdür!


İstanbul'dan çok yıllar önce kurulmuştur "Khalkedonia", yani Kadıköy. Byzas; ordusuyla gelip soluklanmak için durduğu şimdiki Sarayburnu'nda, manzaranın muhteşem görüntüsünden adeta büyülenmişti. Khalkedonia'nın neden "Körler Ülkesi" tanımlamasını hak ettiğini anlamıştı artık. Çünkü, böyle cennet benzeri bir yer dururken, tam karşıda ve korumasız bir yerde kent kuranlar, ancak kör olabilirlerdi! Ol hikâye böyle. Temelleri Sarayburnu sırtlarında atılan kente, kurucusunun adı olan Byzas'tan dolayı, "Byzas'ın kenti" anlamında "Byzantion" dendi... Rüyasında gördüğü Hazreti Peygamber'e "Şefaat ya Resulallah" diyeceğine, heyecanla "Seyahat ya Resulallah" dediğini anlatarak, yaşadığı zamana o güzel anlatımıyla tarih düşen
Evliya Çelebi'nin, İstanbul üzerine bir rivayet anlatmaması düşünülebilir mi hiç?

Ünlü "Seyahatname"sinin ilk cildinde şöyle anlatır gezgin Evliya Çelebi; "Hazreti Süleyman, Peygamber Efendimizin doğumundan 1600 yıl önce Kaftan Kafa bütün ins-ü cine, vahşi hayvanlara ve kuşlara hükmettiği, yeryüzünün her dilden anlayan tek sultanı olduğu halde; okyanus denizinde Ferenduz denilen adada padişahlık eden Saydun'a bir türlü söz geçirememiş. Bu gururlu adam Hz. Süleyman'ın önünde baş eğmek istemezmiş. Bu hale canı sıkılan Hz. Süleyman, bir gün sayısız askeri ve her cinsten
hayvanlarla Saydun'un üzerine yürüdü, memleketini harap ve ahalisini esir ettikten sonra onu huzuruna getirtti, ateş saçan kılıcı ile öldürüp adsız, nişansız bıraktı."

Evliya Çelebi'nin hikâyesi uzar da uzar. Özetlersek; Hz. Süleyman Saba Melikesi Belkıs'ın ölümüyle dul kalınca, Saydun'un dünyalar güzeli kızı Alina ile evlenir. Alina'mn çok özel bir saray istemesi üzerine, adamlarını dünyanın dört bir yanına gönderip, saray yapılacak eşsiz güzellikte bir yer bulmalarını emreder. Adamları İstanbul'u söylerler.
Hz. Süleyman, Sarayburnu'nda geçirdiği bir gecenin sabahında kendini dinç ve gençleşmiş hissedince, buraya büyük bir saray yaptırır, sonra da kıyamete kadar mamur kalsın diye İstanbul için hayır dua eder. Anlıyor musunuz tüm bozulmalara, yangınlara, depremlere karşın İstanbul'un nasıl dimdik ayakta kalmasının hikmetini?
Read More...

ASP.Net e giriş

Arkadaşlar, bundan sonra elimden geldiğince blog da program örnekleri paylaşmaya çalışacağım. İlk çalışmam ASP.Net ile ilgili. İlk olarak tabi ki de bir tanıtım yapıcam.
ASP ye göre daha zevkli olduğunu söylemem gerekiyor en başta. saatlerce uğraşarak (kod yazarak ) yaptığımız örnekler ASP.nette abartmıyorum beş dakika da hazır hale gelebiliyor. Benim PHP de Upload için geçen zamanlarıma yazık olmuş gerçekten. :)
Ben tanıtımı da örnekler üzerinden yapmak istiyorum. İlk olarak Microsoft Visual Studio yu çalıştırıyoruz. Çalışmaya başlamak için alanımızı oluşturuyoruz. File/New/WebSite ı tıklıyoruz.

Gelen şu ekranda ASP.Net Web Site seçeneğini tıklıyoruz. Alttaki location kısmını File System yapıyoruz. Kendi sunucunuzda çalışmak isterseniz HTTP i seçmelisiniz. ayrıca yan taraftanda çalışmamızın nereye ve hangi issimle kayıt edileceği gözüküyor. Onu da ulaşmak kolay olsun diye masaüstü yani Desktop yapıyoruz. ilk olarak WebSite1 ismini vermirir Visual Studio. Onu istediğimiz bir isimle değiştirebiliriz. daha sonra tamama basıp projemizi oluşturalım.
Gelen ekran da dolayısıyla programımız da bir çok özellik bulunmaktadır. Onların hepsini bir kerede vermek çok zor ve sağlıksız olur.Kullandıkça örnek yaptıkça yeni yeni şeyler öğrenmeye devam edicez hepberaber.
Şimdi ilk örneğimizi hazırlayalım. sayfamıza bir textbox yerleştirelim. sürekleyerek bırakmamız yeterli olacaktır. onun yanınada bir adet buton koyalım. bu elemanların özellikleri sağ tarafta Properties penceresinde bulunmaktadır. eğer bu pencere yok ise elemanımıza sağ tıklayarak properties penceresine ulaşabiliriz. yapacağımız işlem şu. sayfayı çalıştırdığımızda butona tıkadığımızda textboxımızın içine bir şeylerin yazılmasını sağlamak. ne yapmalıyız?

Butonun üzerine çift tıkladığımızda işlem kodlarımızın olduğu ıde açılacaktır. buraya şu kodları yazıyoruz.
TextBox1.Text = " merhaba dünya!";
evet. buradaki textbox1 bizim textbox alanımızın adı. .text ise onun değeri anlamına geliyor yani içine ne yazılacağı. butona tıkladığımızda ekran çıktımız merhaba dünya! olacaktır.

En kısa zaman da elimden geldiği kadar yeni örnekler hazırlayıp bloga koyacağım.

Hazırlayan Hüseyin KÜÇÜK
Read More...

EFSANELERE GÖRE İSTANBUL’UN KURULUŞU

Bîr varmış, bir yokmuş... Allah’ın kulu çokmuş. 'Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken; eşek mühürdar, katır silahtar iken; ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken; yaranı safa, kızıştı kafa, ak..sakal, kara sakal, berber elinden yeni çıkmış bir taze sakal... 'Kasap olsam sallayamam satırı, nalbant olsam nallayamam katırı, hamama girsem sorar mıyım natırı, nadan olan bilmez ahbap hatırı.

'Dereden geldim, tepeden geldim, sandığa girdim bir de ne göreyim, köşede bir hanım
oturuyor. Şöyle ettim, böyle ettim, hanım yerinden kalktı, yüzüme baktı, çıktık.birlikte yola, ne sağa saptık,ne sola... Az gittik.uz gittik., dere tepe düz gittik, altı ay bir güz gittik, bir de arkamıza baktık ki bir arpa boyu yer gitmişiz... Ne dönülür geri, ne gidilir ileri, sana bir masal söyleyeyim bari gel beri...

‘Bir varmış, bir yokmuş. 'Diyarların en güzeli, efsanelerin sultanı bir şehr-i istanbul varmış...

"Bu şehr-i Sitambul ki, bî misl-ü behâdır,
Bir sengine, yekpare Acem mülkü fedadır"
Şair Nedim

Yeryüzünde, bu kadar çok ada ve sana sahip kent çok ender bulunur. Her ulus, İstanbul'u başka bir adla andı. Ayrıca, fetihten önceki adları başkaydı, fetihten sonrakiler başka... Tarih sahnesine, Byzas, Buzis, Byse, Bysante gibi adlarla çıktı. Roma dönemine kadar da en çok Byzantion olarak anıldı. Romalılar Antoneia, Anthusa, Deutera Rome dediler. Sonra, uzun bir dönem boyunca Konstantinopolis olarak kaldı. Kuzeylilerin verdikleri adların bir kısmı kentin gücünü vurguluyordu: Tsarigrad (Slav kaynaklarında imparator kenti) ve Miklegard (Vikinglerde İmparator Mikhael’in kenti) gibi. Ruslar Tekfuriye ve Zavegorod, Macarlar Vizenduvar, Polonyalılar Kanatorya, Çekler Aylana, İsveçliler Herakliyan, Hollandalılar İstefanya, Franklar Agrandone, Portekizliler Kostiye, Araplar Konstantiniyye-i Kübra, Acemler Kayser-i Zemin, Hintliler Taht-ı Rum, Moğollar Çakduryan demişlerdi bir zamanlar Osmanlı'nın "Asitane"sine. Öte yandan, İstanbul'a yakıştırılan sanlar da en az kendisi kadar görkemliydi: Asitane-i Saadet (Sultan Sarayı), Dâr-ül Hilâfe (Halife'nin evi), Dârü's Saltana (Saltanatın evi), Dergâh-ı Selâtin (Sultanlar kapısı)... Ve sonunda bizim kentimiz, İstanbul.

Bilinen tarihi 2600 yıldan daha eskilere uzanan bu yaşlı, ama muhteşem kent, zamanın akışı içinde büyük uygarlıkların yıkılışlarım da gördü, yenilerinin nasıl kurulduklarına da... İmparatorlukların bu herkesi kıskandıran görkemli başkentinin köşe bucağı, birbiriyle ilgisi olmayan kültürlerin mirasıyla süslendi. Ve sonuçta, tüm üslup ve kültürler iç içe geçerek, birbirini özümseyerek, İstanbul'un anıtsal tarihini oluşturdu.
Read More...

MEDYUN HAVBA ???

ilk yazının benimle ilgili olmasını istedim. Medyun HAVBA ne demek diye soracak bir çok kişi olacaktır. Medyun HAVBA benim mahlasım, daha anlaşılır bir tabir ile nick'im. Medyun ve Havba ayrı iki kelimedir. Osmanlıca olan bu kelimelerin anlamlarına ve dolayısıyla kendilerine lugat aracılığıyla ulaştım. Medyun borçlu olan anlamındadır. Havba da kişi, zat anlamındadır.
Burada sorulacak soru belli. "Kardeşim senin borcun nereye, kime?". Ben zamanlama olarak ayırıyorum bunu ama asıl ve tek olan borcum Allah(c.c) yadır.
Read More...
 
Copyright (c) 2012 Hüseyin KÜÇÜK
Php Yazılım Uzmanı, Öğretim Teknoloğu, Toplum Gönüllüsü